|
SON DAKİKA
Bugünkülerle birlikte Wikileaks
Suriye'deki gözlemci sayısını da sayısının…
BÖYLE BİR REJİMİ KABUL ETMEK…
Yaz saati kalp krizini tetikliyor…
"Bana babam seyyah der"
Öncelikle kendinizden kısaca biraz bahseder misiniz ?
Marmara Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği mezunuyum ama öğretmenlik mesleğimi yapmıyorum. Bir firmada İhracat Sorumlusuyum, ve işim gereği de değişik yerlerde bulunabiliyorum. Kültürlere ait her şeye ilgim olduğundan bulunduğum her ortamda çok şey öğreniyor, ve bundan zevk alıyorum. Öğrenmenin sonu yok, ve bu çok heyecan verici.
Fotoğrafçılığa olan merakınıza biraz sonra geleceğim. Kendinizden bahsederken eğitimini aldığınız branşta geleceğinizi henüz idame ettirmediğinizi söylediniz. Bu zaten bir Türkiye sorunu. Peki siz bu durumdan şikayetçi misiniz ? Yani İngilizce öğretmeni olmayı mı isterdiniz yok İhracat Sorumlusu olmak daha zevkli mi diyorsunuz ?
Ben çocukluğumdan beri öğretmen olmak istedim. İngilizce öğrenmeye ilk başladığım gün ise ne öğretmeni olacağım netleşti. Üniversiteye bilinçli olarak girdim. Ülkemizdeki başörtüsü sorunu olmasaydı şayet, öğretmen olmuştum. Yani severek ve isteyerek kazandığım bölümümü okurken öğretmen olmaktan vazgeçmek zorunda kaldım. Şartlar, hayallerin önüne geçebiliyor. Öğrendiğim yabancı dili kullanabildiğim bir mesleğim var, o yüzden İhracat Sorumlusu olarak ta eğitimimden faydalanmış oluyorum. Ama öğrencilik hayatımda bunu hayal etmiyordum tabi ki.
Siz bir Türkiye sorunu içinde bir başka sorun ile de karşılaşmışsınız. Bir paradoks gibi adeta. Peki sizce çözülür mü bu başörtüsü sorunu ?
İnsanların sadece kendilerine demokrasi ve sadece kendilerine özgürlük istemedikleri, kendileri için minimum ne istiyorlarsa, ne hayal ediyorlarsa başkaları için de isteyebildikleri ve bu olgunluğa erişebildikleri zaman bu sorun çözülebilecek. Bu sorun ve bunun gibi birçok sorun çözülebilecek. Çünkü bence bu sorun, başörtüsü sorunu olmaktan çok ötede. Bu bir anlayış sorunu, bir hazımsızlık. Her zaman savunduğum bir şey var..İnsanlar okuluna mor saçlı, kaşı piercingli, veya kot pantolonlu veya mini etekli girebiliyorsa, başörtülü de girebilmeli. Çünkü basit manasıyla bu bir tercih meselesi. Ve bir özgürlük.. Manası ne olursa olsun, veya neyi simgelerse simgelesin. İnsan hakkıdır. Her insan içinden geldiği gibi yaşayabiliyorsa başörtülü bir bayanın çok büyük emeklerle kazandığı okulunda okuyamaması, okula polislerin yoğun kontrolleri eşliğinde ve moral bozukluklarıyla girmesi ve bu eğitiminden bir meslek edinmek için hala moralini yüksek tutmaya çalışması çok büyük haksızlık ve az önce dediğim gibi tam manasıyla bir hazımsızlık.
![]() Bir de şöyle bir şey var. Üniversitede daha rahat, daha açık ve sözümona daha çağdaş giyinen genç kızlar üzerinde başörtülü kızların bir baskı unsuru olacağı ve bunun bir mahalle baskısını doğuracağı da söyleniyor bazı sosyologlar tarafından. Siz ne dersiniz bu duruma ?
En çok bunu komik buluyorum. Hakları ellerinden alınmamış insanların bu kadar yüksek sesle endişelenmeleri bence haksızlık (gülüyor). Yani, hem okullarına rahatça girecekler, hem hiçbir psikolojik baskı hissetmeyecekler (yoğun polis kontrolleri, ikna odaları gibi), hem de olası bir baskı(!) unsurundan, ve henüz böyle bir şey oluşmamışken bile bu kadar ürküp buna bir çözüm arayacaklar? Bu mantıklı mı?
Benim işim soru sormak yorum yapamam.
( Gülüşmeler )
Neyse biraz da işinize gelelim. İşini sosyal zevkleriyle uyumlu hale getirmek kolay bir iş olmasa gerek. Herkese de nasip olmaz ?
İşimin bir parçası olarak yurtdışında fuarlara katılıyorum. Bu da gittiğim yerleri, işten fırsat ve vakit bulursak görme imkanı sunuyor. Bazen bir gün bize kalabiliyor çok nadir de olsa, ve o zaman şehri keşfetmeye çalışıyoruz. Benim gibi bir insan için bu büyük bir nimet. Gittiğimiz yerlerde otel-fuar arasında gidip gelen ve bulundukları kültürü keşfetmeyen insanlar biliyorum. Bu benim için gören gözleri olup ta görmek için gözlerini açmamak gibi bir şey. Ben her fırsatı değerlendir, hiç bir şey yapamıyorsam çıkar yürürüm, fotoğraf çekerim.
İçinizde bir Macellan, bir Kristopf Kolomb, bir Evliya Çelebi yaşıyor adeta. Keşfetmenin dayanılmaz cazibesi mi diyelim buna ?
Bana babam "seyyah" der. (gülüyor)
Ruhum hayatımdan çok çok daha özgür aslında, ama tabi ki bunu şükürsüzlük olarak söylemiyorum. Mesela, beni tanıyan herkesin çok net bildiği bir arzum var. Uçabilmeyi çok isterdim. Ve Allah insana insanüstü bir özellik bahşetseydi şayet, ben kesinlikle uçmayı tercih ederdim. O kadar çok özenirim kuşlara. Ve uçma hissi yaşatan her şeyi de çok severim.
Keşfetmek bir de kuşbakışı olunca sanırım doyumsuz olur. Yukarıda saydığım kaşiflerin yanına bir de Hezarfen Ahmet Çelebi'yi de eklemeliyim galiba ?
İdolüm diyebiliriz. (gülüşmeler)
Farklı kültürleri keşfetmekten zevk alıyorum dediniz. Genelde bunu Yurtdışı seyahatleri için söylüyorsunuz. Türkiye'deki farklı kültürlere merakınız var mıdır peki ?
Fazlasıyla var. Ülkeme tek kelimeyle aşığım diyebilirim. Cennet vatanımız diyoruz ya hani, gerçekten abartısız bir ifade. Görebildiğim yerleri zaten çok sevdim ama göremediklerim için çok üzülüyorum. Sürekli dile getiririm, gezilecek, görülecek, keşfedilecek muhteşem bir memleketimiz, muazzam bir tarihimiz, coğrafyamız, kültürümüz var diye. Allah bize o kadar güzel bir nimet sunmuş ki, kıymetini bilmek lazım, güzel vatanımızı üzmemek, kirletmemek, bozmamak lazım. O kadar çok bilinçsiz insan var ki, inanın, yaşadığım güzeller güzeli İstanbul'a üzülüyorum. Çok çekiyor insanından.
Ama bu farklı kültürler cennettinde bazı kültürler siyasal algılar tarafından yok sayılabiliyor. Ya da inatla o kültürler siyasallaştırılabiliyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda ?
Ben siyaseti genel anlamda samimi bulmuyorum. Tabi ki samimi olan insanlar var, ama istisnalar kaideyi bozmuyor maalesef. Bir şeyin siyasete alet edilmesi, hakkının yenmesi gibi geliyor bana. Sanki o an öyle gerekiyor ve öyle oluyor, gereği yapılıyor gibi geliyor. Doğru olan öyle olmasa bile. Sanki bir düzen var ve bu düzene uyuluyor gibi. "Bizi aşar" mantığı var. Siyaset te kimi aşarsa o susar zaten. Ama nedense bu ülkede susması gerekenler daha fazla konuşurlar...Fotoğrafçılığınıza gelelim...Nasıl başladı bu merak ?
Görsel bir insanım, hafızam da görsel (gülüyor). İsimleri unuturum, yüzleri unutmam.. detayları unutmam, herkesin hatırladığı şeyleri de ben hatırlamam. Biraz farklı bakıyorum hayata, fotoğraf çekmediğim anlarda bile gözümde bir kadraj hep olur. Hep bir kare vardır benim kendi çerçevemde. Fotoğraf çekmek için illa fotoğraf makinesi lazım değil yani.. Yıllardır bu böyleydi, Böyle bakıyordum. Çocukken filmli makine vardı evimizde, onu sanırım en çok ben kullanırdım.. O yüzden çok fotoğrafım olmazdı bana ait (gülüyor). (fotoğrafçıların kaderidir bu sanırım) Sonra, dijital fotoğraf daha da yaygınlaştı ve bir kompakt dijital fotoğraf makinesi ile daha da çok ilgilenmeye başladım.
Diğer ilgi alanlarına göre Fotoğrafçılık yapılması ve uygulaması daha kolay bir uğraş. Yani aileden ya da çevreden baskı görmezsiniz pek. Ama yine adettir soralım. Hiç “ya kızım çekme artık yeter” diyen bir babanız, anneniz ya da arkadaşlarınız oldu mu hiç ?
Hayır, sadece espri mahiyetinde bu tarz cümleler duyuyorum, çünkü nereye gidersek gidelim herkes beni bekliyor (gülüyor) Ama en çok sevindiğim ise, bulaşıcı bir virüs gibi, bu ilgimi birçok insana bulaştırmış olmam… Benim büyük bir şevkle fotoğraf sohbetleri yaptığım birçok insan fotoğrafa daha sıcak bakmaya başladı, makine satın alanlar, kullandığım programları vs soranlar, bazı çekim taktikleri isteyenler çevremde artmaya devam ediyor.
Siz bu işi ticarete dökebilirsiniz o zaman. İlerde bir fotoğraf stüdyosu falan olur mu ki acaba ?
Hayallerimden biri de bu ama ben onun için çok fırın ekmek yemem gerektiğini düşünüyorum. Fotoğraf, tek başına teknik ve tek başına kompozisyon değil..bir bütün… Ama profesyonel fotoğrafçıların hemen hemen hepsi, teknikten çok Hayallerimden biri de bu ama ben onun için çok fırın ekmek yemem gerektiğini düşünüyorum. Fotoğraf, tek başına teknik ve tek başına kompozisyon değil..bir bütün.. ama profesyonel fotoğrafçıların hemen hemen hepsi, teknikten çok kompozisyonun, fotoğraf ruhunun olması gerektiğini söylüyor, çünkü teknik öğrenilen bir şey ama yetenek yoksa ne kadar çok teknik olsa da fotoğrafta o ruhun olmayacağını söylüyorlar. Ben de böyle inanıyorum ama yine de teknik açıdan kendimi tam manasıyla geliştirmeden profesyonel adımlar atmaya çekiniyorum. Belki işin içine girmek bu manada daha hızlı ilerlememi de sağlayabilir..ama bu konuda kendimi yalnız hissediyorum.
Genelde böylesi yollara yalnız çıkılır sonra etrafınız kalabalıklaşır galiba. Peki sergi açmayı düşünüyor musunuz ?
Açtım aslında, ama sergi hikayem de çok ilginç gelişti.
Bu hikayeyi dinlemek isteriz tabi ki
Hikayelerle doluyum (gülüşmeler)
Evet öyküsel bir yanınız var
İspanya'ya fuar için gittik ve yıllardır tanıdığım müşterimiz (aynı zamanda çok iyi arkadaş olduk yıllar içinde) fotoğraflarımı gördü ve kesinlikle bir şeyler yapmam gerektiğini söyledi bana. Ve neden sergi açmıyorsun mutlaka senin fotoğraflarını ve dünyaya bakışını herkesin görmesi lazım dedi. Ben de nasıl olur acaba diye hayaller kurmaya başlamışken, bana "Sana söz veriyorum, ilk sergin İspanya'da olacak".dedi. Ben tabi ki çok şaşırdım ve çok mutlu oldum. Kendisi, Zaragoza şehrinde, 300 firmanın üye olduğu bir iş merkezinde başkandı ve bu merkezin binasında farklı sanatları sergilediklerini ve bir sonraki serginin benim sergim olacağını söyledi. Benim için bulunmaz bir fırsattı, hemen hazırlıklara başladım. Fotoğraf seçimlerini değerli hocam Vedat Konyalı ile yaptık ve "Being a Woman / Kadın Olmak / Siendo Una Mujer" konsepti ile bir sergi açtım İspanya'da.. Bir sanat galerisinde olmadı belki ama çok ziyaretçisi oldu, çok ilgi gördü. Müşterimiz bana sürekli izlenimlerini, duygularını, heyecanını anlattı. Çok gurur duydum, çok mutlu oldum. (Gülüyor)
Gerçekten büyük başarı. Avrupa Arenasına İspanya'dan başlamak her ne kadar sizin tercihiniz olmasa da sizin için büyük bir şans olmuş. Devamı neden gelmedi ? İstanbul'da bir sergi olamaz mıydı ?
Olacak, buna inanıyorum. Allah izin verirse, bunu da yapacağım çünkü bunu çok istiyorum. Aslında, flickr'daki fotoğraf grubumuz ile bir sergi açtık İstanbul'da ama o sergi 45 arkadaşımızla ortak çalışmamızdı. Kişisel sergim de bir gün olacak inşallah.
İnşallah olur. Beni de davet edersiniz artık.
(Gülüşmeler) Tabi ki zevkle.
Size ait kişisel bir de web sitesi var. Buradan onun da reklamını yapalım http://www.tubaozcelik.com... oldukça güzel tasarlanmış bir site. Kodlaması size mi ait yoksa profesyonel yardım mı aldınız ?
Fotoğraf grubumuzdan bir arkadaşımın tasarımı, kardeşim gibi. sevdiğim bir arkadaşım ne istediğimi, nasıl bir site hayal ettiğimi bilen ve bunu yansıtan bir çalışma yaptı, her aşamasında gördüm, fikrimi paylaştım, o da sağolsun, çok özveri ile hazırladı. Sitedeki fotoğraflar da tasarım da beğeniliyor ve bu ikimizin de adına sevindirici. Tabi ki daha da güzel, daha iyi olabilir. Ama bunun için de çalışacağız, çünkü ikimiz de bu işi çok severek yapıyoruz (gülüyor).
Kendi içinizde güzel bir ekip ruhu yakalamışsınız. Bu da başarıyı getirir en kısa zamanda. Çektiğiniz fotoğraflarda genelde portre manzara flora resimleri ağırlıkta tematik çalışmalarınız biraz daha az sanki.
Portre benim için birinci sıradadır, hatta arkadaş çevrem "portreci" diyor bana (gülüyor). Birçok arkadaşım fotoğraflarını çekmemi ister, ve değişik tarzlar deneriz.. Kendi kendime de fazlasıyla portre çalışması yapıyorum, çünkü en kolay ulaşabileceğim model kendimim(gülüyor) Aklıma bir fikir geldiğinde, bir şey hayal ettiğimde, o anda çekebileceğim bir kişi yoksa etrafta, kendim o kılığa girip portrelerimi çekiyorum, çok ta eğleniyorum.. Portre en baskın hissettiğim fotoğraf alanı, ama tabi ki bir yerlere gittiğimde orayı fotoğraflarla gezdirebilecek kadar çok ta manzara fotoğrafı çekerim, detay çekerim. Adeta o şehri gezmiş kadar olursunuz.
Evet bu gerçekten fazlasıyla hissediliyor. Ama portre çalışmaları genelde daha realize olur sizinkiler daha idealize gibi. Yani kişileri olduğu gibi değil onları daha idealize edilmiş bir biçimde gösterme gayreti içindesiniz gibi ?
Moda fotoğrafçılığı çok ilgimi çekiyor, sanırım cevabı sorunuzda gizli. Kişileri olduğu gibi çekmek sokakta güzel, çok güzel hem de. İnsanın en güzel hali, en doğal hali. Ama bir de kurgu var, ben kurgu yapmayı seviyorum. Bir gün korsan, bir gün kovboy, bir gün Hintli bir bayan, bir gün gotik, karanlık bir insan.. bir gün depresif bir kadın.. bütün bu kılıklara girdim. oyuncak bebek kılığına. Yani özetle, görülmeyeni, farkedilmeyeni göstermeyi seviyorum.
Derinlemesine bir fotoğrafçılık anlayışı galiba bu. peki hayat sizce bir sinema şeridi midir, bir fotoğraf karesi mi ?
Hayat bence bir fotoğraf albümü. Bir albüm alın elinize yıllar öncesine ait.. fotoğraflara baktığınızda göreceğiniz on kişiden yedisi vefat etmiştir. Hayat, başlamış, devam etmiş ve bitmiştir.. fotoğraflar geriye kalmıştır. Değişik zamanlarda çekilen fotoğraflar hayatın dönemlerinin kanıtları gibi.
Çok fazla zamanınızı aldım röportajın sonlarına geliyoruz zaten... Takip ettiğiniz beğendiğiniz bir fotoğrafçı var mı peki ?
Estağfurullah. Takip ettiğim fotoğrafçılar var, ama kendi arkadaşlarımdan tutun da rastgele gezip gördüğüm fotoğraflar o kadar çok ki. Çünkü fotoğrafçıdan çok fotoğraf ön planda.. Ne çekilmiş, nasıl yansıtılmış, nasıl sunulmuş bunlara bakıyorum.. Ama fotoğrafçı için isim vermem gerekirse, benden tam 10 yaş küçük olan ama hayalimi gerçekleştirmiş olan bir fotoğrafçıyı, genç yaşında büyük başarılarından dolayı takdir ediyorum, Londra'dan Lara Jade isminde bir fotoğrafçı. Onun dışında, ülkemizde Mehmet Turgut tabi ki artık çok bilinen ve çok ilginç bir fotoğrafçı. Aykırı bir fotoğraf tarzı var, ilgiyle takip ediyorum onu da.
Açıkcası Ara Güler gibi bilinen isimleri vereceğinizi tahmin ediyordum. Yanıldım.
Ara Güler'i kime sorsanız söyler zaten, ben ondan sonra bu isimleri sayabilirim ancak (gülüyor).
Biraz lise hatıra defterinden fırlamış gelmiş bir soru olacak ama sormazsam rahat edemem Issız adaya düştünüz 3 şey götürmenizi isteseler ama bunların içinde fotoğraf makinesi olmayacak dediler ne yaparsınız ?
Hmm…Issız bir ada, mükemmel fotoğraflar çıkar diye hayal ettim birden.. Çok zor bir soru oldu bu
(Gülüşmeler)
Cevabınız da bir o kadar zor olacak o zaman…
Fotoğraf özelliği olan cep telefonu falan da mı götüremiyoruz acaba ? (gülüyor) Teknolojinin hiç bir imkanından faydalanamayacaksam eğer, ne götürdüğümün bir önemi olmazdı, adanın güzelliğini, hiçbir teknolojinin taklit bile edemediği muhteşem fotoğraf makinemle, yani gözümle izler ve bu güzellikler için şükrederim
Çok politik bir cevap oldu bu neyse artık. Son bir soru. Türkiye'nin bir fotoğrafını çekin.
Yok, gerçekten böyle düşünüyorum, çünkü fotoğraf makinesi yoksa başka birşey de istemem en çok onu kullanıyorum hayatımda (gülüyor)
Türkiye'nin fotoğrafını çekiyorum, karede Recep Tayyip Erdoğan ve Kemal Kılıçdaroğlu kol kola, içten bir gülümseme ile bana bakıyorlar ve arkalarında 75 milyon var. Asıl şimdi politik oldu. (Gülüşmeler)
Güzel siyasal bir fotoğraf oldu bu...
Bence de, görmek istediğimiz bir kare olurdu.
Son derece güzel bir söyleşi oldu çok keyif aldım. Teşekkür ederim.
Asıl ben teşekkür ederim, çok keyifli bir sohbetti.
![]() Röportaj : Enes HANCIOĞLU Bu röportaj 1005 kez okundu Yükleniyor...
YAZARLAR
Tümü
SON DAKİKA
ÖZEL HABER
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
SÜPER LİG
|